Teknoloji ve futurizm denince akla gelen en önemli isimlerden biri kuşkusuz Ray Kurzweil. Daha önce kişisel blogumda da kendisi ve kitapları hakkında yazılar yazdığım Kurzweil, “teknolojinin ivmelenme yasası” ile kendinden çokça bahsettirmiş bir isim. Kurzweil bu yasayla, teknolojik gelişimin doğrusal değil üstel bir hızla arttığını; yani ilerlemenin her yıl biraz değil, katlanarak büyüdüğünü anlatmakta. Ona göre bu ivme yalnızca makineleri değil, insan zekâsını, yaşam süresini ve hatta bilincimizi dönüştürecek bir çağın habercisi.
Birkaç ay önce katıldığı bir sohbet programında yapay zekâ ve geleceğe dair dikkat çekici tespitler yapmış. Maalesef benim yeni haberim oldu ancak söylediği şeyler 2045 dönemine kadar öngörüleri olduğu için çok da geç değil. Konuşmasını kısaca özetlemek gerekirse bu yeni çağın insanın kendini nasıl konumlaması gerektiğini, insan ömrünün uzaması ve enerji maliyetlerinin düşmesinin etkilerini dillendirerek tekillik kavramına doğru yol aldığımızı ve gelişmeleri buna göre okumamız gerektiğini söylüyor.
Bu konuşmada özellikle iş dünyasını doğrudan ilgilendiren bazı fikirler var. Kurzweil’e göre yapay zekâ, insanlığın rakibi değil, uzantısı. “AI bizden ayrı değil; biz, yapay zekâyız.” (tekillik ufku) sözüyle bu dönemin en çarpıcı özetini yapıyor aslında. Gerçi kendi singularity kavramında da insan–makine işbirliği öngörüyordu. Üretimden tasarıma kadar her alanda yeni bir zekâ katmanı oluşturuyor. Bu da iş dünyasında artık yalnızca insanın değil, insan + yapay zekâ kombinasyonunun yarıştığı bir döneme girdiğimiz anlamına geliyor.
Kurzweil’in öngörülerine göre bu entegrasyon yalnızca iş süreçlerini değil, yaşamın kendisini de yeniden tanımlayacak. Bilimsel ilerleme, her yıl yaşlanmadan kazandığımız zamanı artırıyor. (Şu an her yıl, dört ay kadar uzatıyormuş 2032'de longevity escape velocity'e ulaşması bekleniyor) “2032 civarında yaşlanma duracak” derken kastettiği şey, tıbbın ve biyoteknolojinin ulaştığı hızla artık bir yılda yaşlanırken aynı yılın bilimsel kazanımlarıyla o yılı geri alabileceğimiz bir döneme yaklaşmamız. Bu yalnızca tıbbi bir değişim değil; sigortacılıktan emekliliğe, üretimden tüketime kadar ekonominin tüm dengelerini değiştirecek bir gelişme. İnsan ömrünün uzaması, “çalışma” ve “kariyer” kavramlarını da yeniden tanımlayacak.
Eğitim konusunda da Kurzweil son derece net: “Eğitim, hâlâ yapay zekâyı yasaklayarak geleceğe hazırlanabileceğini sanıyor.” diyor. Bu tespit yalnızca okullar için değil, şirketler için de geçerli. Bilgi ezberlemek, artık bir değer yaratmıyor. Gerçek fark, yapay zekâyı kullanarak düşünmeyi yeniden öğrenebilmekte. Kurzweil’e göre AI, insanın yerini almak için değil, onun bilişsel kapasitesini artırmak için burada. Bu bakış açısı, geleceğin liderlerinin “insanı merkezde tutan teknoloji okuryazarı” kişiler olacağını da gösteriyor.
Enerji ve verimlilik tarafında ise tablo daha da çarpıcı. Kurzweil, güneş enerjisinin on yıl içinde dünyanın tüm ihtiyacını karşılayabileceğini öngörüyor doğrusu bunu ben de ilk defa duydum ama maliyetlerdeki düşüş buna neden olacakmış. Ülkemizde de şu an enerji arzı fazlalığını olduğunu biliyorum. Bu, yalnızca çevresel değil, ekonomik anlamda da büyük bir devrim. Enerji maliyetinin sıfıra yaklaşması, üretim, lojistik, ulaşım ve hizmet sektörlerinde yeni fiyatlama ve rekabet modelleri doğuracak.
Kurzweil’in çizdiği bu tablo, birçok kişiye distopik ya da abartılı görünebilir; ancak son yüzyılda yaşadığımız teknolojik sıçramalara bakıldığında, onun iddiaları o kadar da uzak değil. İş dünyası açısından bakıldığında bu dönüşüm, üretkenliği artırmak kadar, anlam üretmeyi de gerektiriyor. Çünkü geleceğin ekonomisi yalnızca bilgiye değil, anlama dayalı değerlere yaslanacak. Çalışmanın anlamı, geçimden çok yaratıcılığa ve katkıya kayacak.
Sonuçta Kurzweil’in öngördüğü dünya, makinelerin bizi devre dışı bıraktığı bir gelecek değil; tam tersine, zekâmızı katladığı, bilincimizi genişlettiği bir dönem. Akıllı dönüşüm dediğimiz şey de tam olarak bu: teknolojiyi insanın karşısına değil, yanına koymak. Bugün şirketlerin, kurumların ve bireylerin önündeki en büyük soru, “Yapay zekâ ne yapabilir?” değil; “Biz, yapay zekâ ile birlikte neye dönüşebiliriz?” sorusudur.
Konuşmada geçen Kurzweil'in sözlerini de sizlerle ayrı olarak paylaşmak istedim, alelade güzel sözler gibi gözükse de aslında üzerinde uzun uzun düşünülmesi gerek
Programın tamamı https://www.youtube.com/watch?v=7oAlD3lMNXo
Başka bir yazıda görüşmek üzere esen kalın.

